![]()
![]()
İki Gelinin Hatıraları
iki yakın kız
arkadaşın mektuplaşmalarından oluşmaktadır.Louise ve Renee romanın
kahramanlarıdır.Mektuplara sığdırılan dünyaları roman olarak bize sunan Balzac
eşsiz tadını herzamanki gibi her satırında hissettiriyor.Bir insanın aklı ve
duygusu nezdinde tüm dünyayı anlayabilme girişimi bu büyük yazarın
cömertliğini açıklayıveriyor.Uzun ve yorucu günlerin,haftaların sonunda ortaya
çıkan yüce eserleri sadece okumak kolaylık olarak görülebilir;ama her sayfayı
eskittiğimizde kendimizi ruhen biraz daha çıplak hissetmemiz boş salınan duygu
sarkacını mükemmel işleyen bir saate dönüştürebilir.Balzac
budur.Unutulanın,eskiyenin,eksik bırakılanın hep taze olduğunu gösteren
yetenekli sihirbazdır. İlkönce Louise başlar mektubuna.Carmelite manastırından
kurtulmuştur,sevinçlidir.Bunu elbette ki Renee ile paylaşacaktır.Her anı aynı
geçen,bıkkın rahibelik hayatına halasının desteğiyle son veren Louise Paris’e,o
bilinmezlik diyarına adım atar.Yeniden açtığı gözlerini ilk olarak karşılayan
annesi,babası,en çok ta nenesinin hatıralarıdır.Manastıra gitmeden evvel çok
iyi anlaştığı nenesi ölmüştür.Ama ufacık eski bir eşya bile hatıraları canlandırmaya
yeter.Louise’in bu geri dönüşü yeniden keşif için kaçınılmaz durumlar sunar
ona.Büyümüştür,çok farklı bir yerden gelmiştir.Eski ile yeninin farkını
betimleyebilecek en uygun insandır.Annesidir ilgisini uyandıranların en
önemlisi.Ayrılmadan önce annesiyle samimi olmayan ilişkisi ilk
karşılaşmalarında da farklı değildir,ama düşes tatlı konuşmaktadır: “- Yavrucuğum,manastırda
ölmektense burada yaşamanız elbette daha iyidir.Artık anneye,babaya körü körüne
uyulan zamanlarda değiliz.” Bu tatlı konuşmanın girişini manastır hayatından
başka hayat tanımayan bu saf kız mı anlayacaktı?Elbette.Hayalgücü en
büyük,kaybolmaz nimettir gök karası çatıların,kapıların ardında. Zeki Louise
annesi için aklından geçirmeye başlar: “Otuz sekizine gelmiş olduğu
halde bir melek kadar güzel;laciverde çalan kara gözleri,hançer gibi kirpikleri
var;alnı kırışıksız,eti öyle beyaz,öyle pembe ki düzgün sürüyor
sanırsın.Omuzları,göğsü göz kamaştırıyor,senin gibi fidan boylu; süt beyaz
elleri emsalsiz güzel;tırnakları o kadar parlak ki güneş değince parıl parıl
fildişinden bir ziynet mükemmelliğinde.Kırk yaşındayken böyle olan altmışında
da böyle kalır.” Bu kraliçeye hak verir. Babası nenesinden kalan mirası ona vermiştir;kendi
gönlü ve rızasına bırakmıştır onu değerlendirmeyi.Louise’in çehresindeki gurur
onu etkilemiş,güven vermiştir.Paris’in görkemli kalbine girmek kolay
değildir.Yeni giysiler,ayakkabılar,kitaplar,balolarda dans
edebilmeler,yemeklere konuk olmalar;kendisine kalan mirasın ilk önce
değerlendirleceği;öğrencilik hayatının başlangıcının ve sonrasının temiz bir
kaynağıdır. Paris’te kibar çevrelerin şaşmaz hedefinin bu
gösteri harbinde sürekli yer almak su getirmez bir gerçek olduğuna göre aile
hayatının da bunun tam tersi yönde hareket etmesi o kadar gerçektir.Louise’in
aile hayatı sadece öğle ve akşam yemeklerinden ibaretti ve şu konuya varmıştı: “İnsan
Paris’te yaşayınca,çevresindekileri bile sevmesi adeta kahramanlık.”
Artık Louise’nin kendine çeki düzen verme zamanı gelmiştir.İlk kez bir baloya
katılacaktır.Giyindi,süslendi ve kendini çok beğendi.İnce burnu,mavi
gözleri,kıvrımlı narin ayakları,biraz büyük ağzı,dudakları ve
rengi,dişleri...Hasılı,güzel,dilber.Saf hali,endamında yumuşak bir eksiklik ve
kutsal bir hali vardır ki şöyle der: “Benimle konuşacak her erkek,sesine
bir musiki vermeye mecbur olacak.” Balodan önce Boulogne ormanında piyasaya
çıkar.Erkeklerin ilgisini çekmez; ama o da erkekleri beğenmez.Giysilerindeki
çirkinliği en çok şapkalarında bulur: “Şapkaya bir zerafet verebilmek bir
devrim yapmaktan da zormuş.” Erkeklerin ezik yüzlerindeki
alınların ifadesi de sönüktür “- Güzel bir alna pek az tesadüf
ediliyor.” Baloda ilgisini harikulade süslü elbiseler
çeker,erkekler birkaçı dışında iyi değildir.Bir yazar dükkatini çeker ama onu
beğenmez;hırslı,aldırışsız olduğunu düşünür. “Yazarlar aşık olunca bir
daha yazmamalıdır,yoksa aşkları doğru değildir.Kafalarında hep sevdiklerinden
üstün tuttukları bir şey vardır.” Bu kibarlar alemi
çözülmesi güç bir muammadır;annesi yetişir
imdadına,öğütler:
“- Yavrucuğum,zevkleri incelmiş kimseler yalnızca hangi şeylerden söz
açılacağını değil,hangi şeylerde susulacağını da bilirler.” Renee bu sırada ne yapıyordur?O da Louise’in
mektuplarını alır almaz yazmaya koyulmuştur.Renee manastır hayatından sonra
Louise’den çok farklı bir hayata başlamıştır.Chevalier de l’Estorade diye
biriyle evlenecektir.Chevalier gittiği Leipzig savaşından yıllar sonra
dönmüştür,Sibirya’da geçen kahır dolu yılları otuz yedi yaşındaki bu adamı elli
yaşında göstermeye yetmiştir.Renee hiç tanımadığı bu adamla evlenmeyi kabul
etmiş,kendini kocasına ve çocuklarına adayacağı mutlu günleri şimdiden hayal
eder olmuştu. “Benim hayatımın roman tarafı sen olacaksın Louiseciğim.” diyen
Renee gelecekteki hayatının sıradanlığının farkındadır. Louise’in Renee’ye cevabı hayretler içindeki
ifadeleridir.Aşk ve hayaller hakkında konuşmakla geçirdikleri yıllar
Renee’in bu kararıyla anlamsızlığa sürüklenmiştir.Louise kader üzerine
düşünmeye başlar: “Tabiatın gözle görülen yaratıları birtakım kanunlara
bağlı olduğu gibi acaba kalbin yaratıları için de kanunlar mı
var?Aşk,gözyaşları ile zevkleri ne nispette karıştırmalıdır?” .Aşktır
aradığı, “Aşk, hiç şüphesiz ki tanrısal bir gücün göz önüne dikilmesi,bir
tanrının insan biçimine girmesi gibi bir mucizedir.” İspanyolca
hocası tanıdığı tek erkektir.Bu kısa boylu,çirkin,zeki adam onda bir şeyler
uyandırmaktadır;ama nedir? Renee, l’estorade diye mektupları yazmaya
başlar.Louise’ye sert çıkışır: “Herkes de hayatının büyük heyecanlarla
dolu muhteşem bir şey olmasını istemez ya!” Kendini savunur; “Fırtınalar
elinde oyuncak olmuş zavallı bir adamı saadete inandırmak vazifesi güzel bir
iştir.” Louise susar mı,siniri arkadaşına sevgisini gösterecek
kadar tatlıdır: “Renee,Demek ki o ahenkli vücut;o güzel,o mağrur
yüz,tabii olarak o zarif hareketler;en kıymetli meziyetlerle dolu o ruh;ruhun
bir aşk pınarından içer gibi su içtiği o gözler;en leziz inceliklerle dolu o
kalp;o geniş zeka,bütün o eşsiz vergiler,tabiatın da,beraber gördüğümüz
terbiyenin de bütün o çabaları;tutku için,arzu için emsalsiz
zenginlikler,şiirler;birer yıl değerinde saatler,bir erkeği bir tek zarif hareketin
esiri edebilecek zevkler vadeden bütün o hazineler;demek ki bütün bunlar bayağı
alelade bir evliliğin sıkıntıları içinde mahvolacak.” “Nikahın gayesi hayat,aşkın gayesi
sadece zevktir.” diyen Renee “Vazifeye,kanuna
boyun eğmeyip ancak kendi idaremize tabi olmak, bize hükmedecek kimse
tanımamak...” diye tanımladığı
nikahı tatlı,asil bir şekilde Chevalier ile kararlaştırmıştır.Bu adamın
samimiyetine inanmış,ümidi ve hakimiyeti için “Zevklerin her zaman
tadılması elimizde olduğu hissini vermeyip de onları daima erişilmesi şüpheli
diye göstermek,bütün insanların pek haklı olarak,hem de pek çok değer
verdikleri gurur nazlarının yenilmesine,o tatlı sanının sürmesine hizmet etmez
mi?” diyerek saadeti yaşayacağına inanmıştır.Bu saadet
aile saadetidir.Kaynağını erkekten alacaktır; “Bir erkeğin saadetinin
sürekli kaynağı olduğumuzu bilmek,hele o erkek bunu biliyor da aşkına
minnettarlık katıyorsa,insanın ruhunda en tam aşkın kuvvetinden bile üstün bir
kuvvet geliştiriyor.” Louise ısrarla aşkı savunmaktadır,Renee’ye çıkışır: “Vazife
diyor,herşeyi onunla ölçmeye kalkıyorsun;fakat yalnız zaruretlere göre hareket
etmek,tanrısız bir toplumun ahlakı değil midir?Aşk ile duygunun buyruklarına
uymak,kadınların gizli kanunu bu değil midir?” Renee’nin
hesapçı,düzgün tavrına sinirlenir,aşk galip olmalıdır: “Tutku denilen
şeyin mantığı,senin mantığından da zalim olsa gerek.” Filozofik
yaklaşımları aşk içindir,sevip sevmemekte kararsız kaldığı ispanyolca hocası
Henarez için: “Bir erkeği güzelliği için sevmenin çok çirkin bir şey
olacağı hükmüne vardım.Aşk tanrısal bir şeydir;oysaki yüz,vücut güzelliği için
sevmek,aşkın dörtte üçünü duyularda aradığımızı itiraf etmek olmaz mı?”
diye sorar ve çok bilmişçesine ekler: “İnsan birini sevdimi
öteki insanlara muhtaç,onları sevdiğine feda etmek için.” Henarez aşkından kudurmuştur;ama bunu Renee’in
yüzüne söyleyemeyecek kadar gururlu ve çekingendir.Mektuplar,ahh o mektuplar!
Henarez’in sırdaşıdır,kendisi gibi aşk kölesidir: “Yarın olduğu gibi on
yıl sonra da ,herhangi bir saatte ,bir erkekçe yapılması mümkün olmasının
emredeceğiniz her şeyi,istediğiniz anda yapacak bahtiyar bir köleniz
bulunacaktır.” Louise bu sese tanıdıktır,bu koku aşktan başka
neyin olabilir ki? “Temiz,hakiki sade aşkta ne şeytanca bir ustalık
var!Bir kadın kalbini yalın,kolay bir harekete mecbur etmek kadar büyük bir
ilgi olur mu?” Fakat Henarez’e olan sevgisini haince
gizlemeye devam etmektedir.İncelik ve ihtiyatından vazgeçmeyen Henarez’i,bu
yüce ruhlu erkek kalbini anlayabilmek için daha yukarılara sorular sorar: “Tanrı
kalplerin içini okuyabildiği için bahtiyar mıdır acaba?” Renee kalbini aklı gibi yönetmeye mecbur
hissetmektedir sanki,çelişkisi olduğu bellidir: “Bizim için ahlak
bozukluğu,duygulara hesap karıştırmak değil midir?Tutku ancak irade dışında
olmak şartıyla,her türlü bencilliğin önüne geçen ani,yüce atılmları göstermek
şartıyla güzeldir;düşünmeye,akıl yürütmeye kalkan tutku bozulmuş,mayasına fesat
karışmış demektir.” Renee’nin akıl yürütmeleri manastırda eğitim görmüş
bir kızı çoktan aşmıştır,hırçın sözleriyle yasacılara,medeni kanuna
saldırır,kendi sözlerinde saadeti arıyordur: “Nikahı herkes için bir,aman
bilmez bir ilkeye bağlamakla her evlenmeyi ötekilerine hiç benzemez bir hale
getirdiler;bireyler birbirinden ne kadar ayrı ise evlenmeler de o kadar
ayrıdır;herbirinin kendine özgü iç kanunları vardır.Karı ile kocanın hep
başbaşa yaşadıkları bir köydeki evliliğin iç kanunları,hayatın her gün bir
eğlence ile değiştiği bir şehirde kurulu ailenin kanunlarıyla bir
olamaz;Paris’te bir hayat sel gibi akar,taşrada o kadar hareket yoktur,o halde
Paris’teki aile ile taşra şehrindeki aile bir olur mu?” “Ne diye toplum,kadını aileye feda
etmeyi kendine en yüksek yasa bilip de böylece evlilik hayatında sinsi bir
çarpışmanın doğmasını zaruri kılıyor?” “Kanunlar hep ihtiyarların elinden
çıkıyor,kadın olup da bunu farketmemeye imkan yok.O ihtiyarlar,aşksız aile
sevgisinin bizleri alçaltmayacağına,bir kadını kanunun izni ile alabildikten
sonra kadının da hiçbir aşk duymadan kendisini vermesi gerektiğine hükmetmişler.” Bahtlarındaki ayrılık Renee’yi düşündürür: “Senin
için fazilet zevkten doğacak.Sen ancak kendi arzunla ıstırap çekeceksin.” “Belki de hayattan beklediğim
saadet,onun bize borçlu olduğundan fazlaydı.Bizler,gençlik yaşımızda,hakikatin
ille hayalimize uymasını istiyoruz!”
Louise ise artık Henarez ile buluşmayı göze
almıştır.Evinin önündeki ıhlamur ağaçlarının altında akşam vakti onunla
buluşacaktır.Bu ilk buluşmada Louise Henarez’i köşeye
sıkıştırmak,bağlılığını-köleliğini- ölçmek ister.Louise’in bahçesindeki
duvarlara gizli gizli çıkarak ona yanaşmak isteyen Henarez’i elbette Louise hep
farketmiştir.Bu sinsi ,cesaretli yaklaşma teşebbüsleri hoşuna gitmiştir.Fakat
bu gururlu aşık kendini bir gönüle teslim etmeden önce aşkın yoluna en tatlı ve
aynı zamanda en acı dikenleri serpmiştir.Henarez çıktığı duvardan düşerek
Louise’in namusuna leke sürebilirdi.Bu ihtiyatsızlık akşam onu buraya gelmeye
mecbur etmişti.Bu budalaya çok sinirlenmiştir.Sözleri acıdır ama
cilvelidir.Köleliğe çoktan razı olmuş Henarez affına sığındığı Louise’in olumlu
tavrını görünce: “Ben sadık bir aşığa düşeni bilirim,size sevginize layık
olduğumu ispat etmem lazım,beni istediğiniz kadar denemek hakkınızdır.Umduğunuz
gibi bulmazsanız beni atıverirsiniz.” Louise temkinlidir,sürekli aşk
üzerine düşünür,kararsızdır;bazı sonuçlara varmaya çalışır: “Acaba her
zevkimiz böyle mi olacak? Bir şeyi ümidetmek onu elde etmekten daha büyük haz
mı verecek?Zenginler hakikatte bir fukara mı?” Birkaç gün sonra gelişen olaylar Louise’in aşkını
tescil eder niteliktedir.Kıskançlık bir kadının ruhunda ne büyük yangınlar
çıkarmıştı.Madame de l’Espard’ın konağında Henarez’in pek memnun,kendinden ve
sevildiğinden emin,serbest tavırları bu aşkın suç delilleridir.Louise
katlanamaz,köpürür: “Ben,bütün kadınlardan üstün bir varlık değilsem ,siz
beni hayatınızın kaynağı saymıyorsanız ben o zaman kadın denmeye bile layık
olamam,çünkü sadece bir kadın olurum.” Kalp herşeyi büyütür
ya,devam eder: “Muhabbetimi kaybetmek korkusuyla titremenizi
istemem,çünkü bu bana bir hakaret olur;fakat tam bir güvene erip aşkınızın
sonunda hiç bir kaygı duymamanızı da istemem.Siz,hiç bir zaman benden serbest
olmamalısınız.Şüpheden doğan tek bir düşüncenin ruha ne kadar büyük bir işkence
olduğunu bilmiyorsanız benim size onu öğretmemden korkun.” Aşk
bencildir,nasıl da sarmalamıştır Louise’yi: “Bana herkesin kinini
taşıyarak,herkesin iftirasına,hakaretine uğrayarak gelin;kadınların sizi
anlamadıklarını,yanınızdan geçip de sizi görmediklerini,hiçbirinin sizi
sevmeyeceğini söyleyin.” “Sizi değiştirip erkeklerin en
sevimlisi,tapılmaya en layığı edivermek ancak benim elimden geliyor,bunun
içindir ki zekanızın da yalnız benim olmasını,benim hükmümden sıyrılmasını
isterim.” Sonradan yazdığı bu hiddetli sözleri Louise konakta
Henarez’e bir bakışıyla anlatmak istemiştir.Henarez bu sinirli bakışı
görmüş;ama sebebini anlayamamıştır. “Daima sizin köleniz olarak kalacak
olan” diye bitirdiği mektubunda Louise’ye cevap vermekte
gecikmez.Louise’in öfkesi onun tapılası aşkını daha da kutsamıştır: “Ey
beni koruyan güzel melek!Kıskançlık hiç uymayan bir nöbetçidir;nasıl acı,ağrı
insanı uyandırırsa kıskançlık da aşığı uyandırır,hiç yanıltmaz.Beni size
bağlayan ucu sizin elinizde olan zinciri daima gergin tutun ki bir tek hareketi
en küçük arzularınızı da bana bildirsin.” Henarez bu imtihanı başarı
ile geçmiştir.Louise’den evlilik onayı almıştır.Her sabah yolladığı çiçek
buketlerine sonnetlerini eklemeye çoktan başlamıştır: “ Ay kaybetmiş o
gümüş zambak beyazlığını/Ufuktan mahzun mahzun süzülüp geçiyordu./Anladım,sen
almışsın göğün bezeklerini./Ayın bütün ışığı şimdi senin alnında,/Senin
gözlerindedir göklerin maviliği,/ senin kirpiklerindedir yıldızların ışığı.” Sonunda Louise evlenir.Chavalier aradağı
erkektir.Aşkı ve mutluluğu göklerdedir.Renee’ye hak verir;alay ettiği için
pişmandır: “Meleğim alay bilmemekten gelir,insan bilmediği şeylerle alay
eder.”Aşk erkeği ile güzeldir,zevk içindedir: “Sevmenin ne
olduğunu bu dünyada ancak üstün erkekler bilir.” “Zevkin asıl ihtiyacı hayran
olunacak tarafı,dine,törene,büyük sözlere ihtiyacı olmamasında,o kendiliğinden
var,kendiliğinden herşey...” Aşk,aşk...Bir anne için aşk nedir?Henüz çocuğu olmuş
bir anne için?Renee şimdi öyledir.Hayatını çocuğuna(Armand)feda etmiştir, o
derece aşıktır: “Fedakarlık dedim,aşktan da büyük değil mi?O,nazların en
derinidir,çünkü soyut bir haz imkanlar doyuran bir hazdır.Ey fedakarlık!Sen
neticeden de üstün bir kudret değil misin?Sen,bütün dünyaların birer birer
gelip geçtiği bilinmez bir merkezde,hesapsız alemler altında gizlenmiş bir
tanrı değil misin?” Renee çocuğu ile yeniden doğmuştur.Çocuğun o en
temel ihtiyacını (süt emişini)Louise’ye aktarırken tüm annelerin ne yüce varlık
olduğunu anlarız: “O küçük mahluk,bizim mememizden başka birşey
bilmiyor.Onun için dünyada o parlak noktadan başka hiç bir şey yok,onu bütün
kuvvetleri ile seviyor,o hayat çeşmesinden başka hiçbir şey düşünmüyor,oraya
koşuyor,ancak uyumak için çekiliyor,uyanınca da hemen oraya
dönüyor.Dudaklarında tarif edilmez bir aşk var;memeye yapıştıkları zaman hem acıtıyor,hem
de zevk veriyorlar:acıya kadar giden bir zevk yahut zevke varan bir acı;memeden
başlayıp hayatın bütün kaynaklarına kadar giden bu duyguyu sana anlatamam:sanki
o merkezden binbir yol ayrılıp bütün gönlüme,bütün ruhuma zevk salıyor.Çocuk
doğurmak bir şey değil;emzirmek her an yeniden doğurmak.” Annelik
fevkadeliktir,allahtır: “Çocuk anne memesinin her damarına nasıl
bağlanıyorsa kainat da Allah’a öyle bağlanmalıdır.Allah büyük bir anne
yüreğidir.” “Ana olmayan bir kadın yarım kalmış,yanlış yaratılmış bir
mahluktur.” Bu geçen aylarda Louise’nin aşkında hiçbir azalma
olmaz.Paris hayatı tüm garipliğiyle,zevkleriyle ve samimiyetsizliğiyle devam
etmektedir.Louise Armand’ın vaftiz annesi olmayı istemektedir ve bu bir süre
sonra gerçekleşir.Louise ile Renee çok kısa süre de olsa buluşmuşlardır.Bu
buluşmaları onlara hem iyi hem de kötü onlarca tahlil imkanı
sunmuştur.Habersizce ayrılan Louise mektubuna kıskançlıkla başlar:Louise’in
Henarez(Felipe) ile yalnız konuşmaları,Renee’nin parlaklığı,bahtiyarlığı,tazeliği,hele
ki o çok tatlı,güleryüzlü Armandı onu cezbetmiş,kıskançlık,öfke ve sevinçle
karışık bir duruma sokmuştur;ama bu düşüncelerinde hiçbir kötü niyet yoktur: “Seni
iyice inceledim kardeşçiğim;seni inceledim demek,sana hayran oldum demek değil
midir?Evet,çocukların güzel olacak,terbiyeli olacak,gönlünün ışıkları ile
okşanıp şefkatinin harareti ile büyüyecek onlar.” Renee ise Louise’in hareretli aşkını çok sertçe
değerlendirir.Louise’in Felipe üzerindeki nüfuzunu,etkisini,yetkisini görünce
onun sevmediğine,aşık olmadığına kanaat getirmiştir.Bu çekici,büyüleyici kadın
Felipe’yi o olduğu için değil,kendisi için sevmektedir.Felipe’nin ilerde hiçbir
iradesi kalmayacağını düşünerek “Bir hiç olan erkek,tüyler ürpertici bir
şeydir;fakat ondan da yalın bir şey vardır ki o da hiçleştirilmiş erkektir.”
diye yazar.Felipe’nin fedakarlığını gördükçe “Birbirine her şeyi feda
edip yeni bir fedakarlığa imkan tanımayan karı ile kocanın vay hallerine!” diye
de ekler. Louise mektubu okuyunca yataklara düşecek kadar
üzülmüştür.Renee’ye çıkışır Felipe’yi belirterek: “Benim sende sadece
aşkı sevdiğim doğru olabilir;ama şunu bi ki kalbimde başka hiç bir his
yoktur;ancak ben seni kendi huyumca seviyorum.”Felipe Renee’nin kendini
bilmez bir kadın olduğunu ve binlerce yıl daha Louise’yi sevebileceğini
belirterek iyileştirir.Renee madem ki kendini bilmez bir kadındır;yeni
bir acı kanunu mırıldanır: “Sevilmek ister misiniz ?Sevmeyin.”
Ama en acımasız söz bile bu iki dostun arasına giremez.Renee ikinci
çocuğunu doğurmuş,üçüncüsüne hamile iken mutluluktan havalara uçmaktadır.Çocuk
sevgisi onu göklerde bir yerlere yerleştirmiştir.Bir anne olarak çocuklarını o
kadar seviyordur ki “ Sade bir yakanın altında,en güzel kadınınkinden de
daha güzel gözüken o boyunları insan öpmeye doyamıyor; bir daha,bir daha öpmek
istiyor.” diye yazdığı cümleleri nispetten değil büyük bir
sevgiden ötürü Renee’ye iletmektedir. Çocuğu olmayan Renee kendini karanlık ve soğuk
hisseder: “Çocuksuz yaratılmış bir kadın yanlış bir mahluka benziyor;biz
kadınların dünyaya gelmesi anne olmak için değil mi?” .Ama başına büyük
bir felaket gelmiştir;aşıkların ,aşkların en yücesi Felipe ölmüştür.Kendini
suçlu hissetmektedir.Hem ona bir çocuk veremediği için hem de yersiz,sürekli
kıskançlıklarıyla onu öldürdüğünü düşünmektedir.Şimdi yalnızdır: “Ya
Rabbi!Senin cehenneminde bu kelimeden,yalnızlıktan daha müthiş bir şey olabilir
mi?” Tanrı herkese felaketi gücüne göre verdiği için ölmemiştir
belki de: “Riyasız bir aşkı,kendi seçtiğimiz bir aşkı,zevkleri hem ruhu
hem de tabiatı kandıran sürekli bir aşkı,zevkleri hem ruhu hem de tabiatı
kandıran sürekli bir aşkı kaybettiğimiz zaman bu kaybın ne kadar büyük olduğunu
ancak biz kadınlar bilebiliriz...Gerçekten kuvvetli,gerçekten büyük
erkekler,faziletleri şiire bürünen,ruhlarında yüksek bir letafet
bulunan,taparcasına sevilmek için yaratılmış erkekler!Siz sakın sevmeyin,yoksa
hem kadının başına hem de kendi başınıza felaket getirirsiniz.” Halen
süren aşkı Allah’a kızacak kadar derindir: “Allah aşkı kıskanıyor mu?”
Zaman insana başka aşkı sunabilmek için cömert
olabiliyor bazen.Aylar ve yıllar sonra Louise tekrar sevilmektedir.Her şeyini
satıp belirli düzenlemeler yaptıktan sonra Paris’e yakın bir yerde ev
yaptırır.Marie Gaston adlı kendinden küçük bir gençle evlenir.Onunla çok iyi
anlaşmaktadır.Bu gururlu,hisli,yüce genç onu çok sevmektedir.O da sevildiğine
inanmaktadır.Marie Gaston onun sevgilisidir: “Biz kadınlar için duygunun
arzuyu yendiğini,bize hakim olan erkeğin henüz çekingenlikten kurtulmayıp da
tam kalmasını istediğimiz noktada durduğunu görmek kadar tatlı bir şey olur
mu?...Görünüşü ile oluşu arasında esrarengiz,tam bir uygunluk bulunan bir
erkeğe;kimsenin veremediği,kimseden öğrenilmeyen,ancak ilk çağ sanatkarlarının
elinden çıkmış heykellerin iffetle,hazla birleşmelerinde beliren letafetle
doğmuş,bunu evlilik hayatının en samimi anlarında gösteren bir erkeğe;eskilerin
şiirlerine koydukları,en çıplak zamanında bile ruhlar için elbisesi varmış gibi
gelen tabiiliğin masumluğu ile bezenmiş bir erkeğe tesadüf etmek...” Renee Louise’nin mektubunu defalarca okur ve onun
halen çocuk olduğuna kanaat getirir;daha önceki uyarılarını dikkate almadığını
söyler;şefkatten ziyade haz sevgisini öne aldığını hatta kocasının hem karısı
hem de metresi olmak istediğini acımasızca vurgular.Sakin ve ihtiyatlı Renee
aşkın geçiciliğini ve saadet için gerekli olan davranışları bir anne gibi,ders
verir gibi anlatmaktan çekinmez: “ Aşk toplum hayatının tabii hayattan
çaldığı bir şeydir;tabiatta aşk o kadar geçicidir ki toplum ne yaparsa
yapsın,onun özündeki bu geçiciliğe mani olamaz,ona bir çare bulamaz...
Sükut,ekmek,hava gibi yormayan şeylerin gönlümüzde bir acılık bırakması kabil
değildir;çünkü onların tadı yoktur;fakat çok lezzetli şeyler arzularımızı
kamçılaya kamçılaya yorar sonunda.” Louise aşkın,çılgınlıkların,kıskançlıkların
kadınıdır;değişmemiştir.Gaston’un ondan habersiz bir yerlere gitmesi,
arttırdığı “acaba neden”lerle yanlış tasavvurları ve çıkarımları onu kendi
isteğiyle vereme kadar götürür.Bedeninde hiç tükenmemiş olan aşkın pırıltıları
mektubunun son kelimelerinde de vardır: “Elveda kardeşçiğim!Seninle aşkın
coşkunluklarını tanıdık ama onun zehirliğini,acılığını da tatmadık.Sen hayata
akıllı,uslu gözlerle baktın.Elveda!”Artık tanrıya yaklaşırken
gerçeğinin farkındadır.Tüm kadınlara armağan eder gibidir Renee’ye
yazdıklarını: “Hiçbir kadın beni kendine örnek almaya kalkmasın,bedbaht
olur.Benim halim apayrı bir şeydi.Dünya’da Felipelere,Gastonlara tesadüf etmek
imkansızdır;bunun için toplum hayatı,evliliğin aşka dayanmasını istemekle
tabiatın kanununa da uymuş oluyor.Evet,kadın zayıf bir mahluktur,nikah altına
girerken iradesini kocasına feda etmelidir;buna karşılık kocasının da ona
bencilliğini feda etmesi lazımdır.Kadınların bu son zamanlardaki
feryatları,isyanları,iddiaları hep birer budalalıktır;bu yüzden birçok
filozofların bize çocuk demekte yerden göğe kadar hakları vardır.” Balzac Louise’in bu son cümleleriyle mektuplara son
verir.Kitap tamamlanır.Bir kalemde kestirip atılamayan duyguların söz sahibi
Balzac’ın iki farklı kadının bu kadar kişisel duygularını anlatmaya girişmesi
bile büyük bir cesaret iken analizlerinde ortaya çıkan harikulade ifadelerin
kadınlık gerçeğiyle örtüştüğünü düşünerek her zaman hakettiği gönül tahtlarında
kraliçelerin,matmazellerin,madamların,düşeslerin aşk için parlattığı bir
cümlenin kendisi gibi ışıldadığını;hele ki fiziki ve ruhsal olarak insanı bütünüyle
kucaklayan bu insanın yüceleştiği makamının ufak mürekkep damlalarıyla
oluştuğunu görmek apayrı bir zarafet ve gurur örneğidir kanımca.

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Serptiniz toprağı ölülere,her gece üstünüzü örter gibi yalancıktan ölür gibi.Titremez yumruğun,öyle zayıfsın işte.Bir gözyaşı saklarsın,esirgersin.Hep sıkarsın boğazını,düğümlersin.Öldürürsün kendini.
Sözde; dağlar ufalanır,sözde;bulutlar okşanır.Hep sözde kalır hayat.Yok gerçeği hayalin,öyle olmalı zaten.Bir kez göze alır mı ağaç kışın açmayı?Öylesine kazınsa bedenleri gözyaşı dökerler mi?Yalan olsun gerçeği örtecek kadar baharları.
Sessizlik andı ölülerin,
Fısıltılarına uzak canlıların,
Ruhlar ruhlar...
Defalarca ruhlar
Konuşmak halen günah ölse de insan
Bozmayız yeminleri
Ağızlarında bal damlası
Zehirlisiniz,
Çünkü hiç ölmediniz...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Durulmaya müsait olmayan yapısı güneşin diz çöküşünü hatırlattı ona.Kışa olan kızgınlığı soğukluğundan çok esirgeyen halindendi ona göre.
Eskiden hep eskiden patlardı volkanlar.Yanardı dağlar, yanardağ olurdu.Hepsi masal mıydı bunların?Yoksa hakikaten de patlayan dağlar var mıydı?Çocukluğa hayaller yakışırmış; büyürken nasıl olsa unutulacaktır herşey.Kandırın kendinizi ,dünyayı.Kurtuluşu milyonlar değil kıvrımları getirir beyninizin.Maviye boyadıklarına bakmayın gökyüzünü;ağlarken görmediniz onu.Siz verin sevgiliye adını,tadını,öpüşünü.Herşeyi taşır insan;küfür gibi olsa da hayat lezzetine tanıklık eden olmuştur.İnanın buna.Andır,odur,tattır.Arasıra üflenir tozuna kitapların ama hiç biter mi hazzı altı çizili cümlelerin?
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı