Geçici vücut hazzı ile damgalanmıştır

Geçici vücut hazzı ile damgalanmıştır

Çünkü zerafet nasıl kadınlığın güzelliği ise,bağlılık ta dehasıdır (Mutlak Peşinde-Balzac)............................. - Nedir bir buse? - Biraz daha yan yana yapılan bir vaittir.Yemindir kanmayana. Bir itirafın candan bir delil bulmasıdır. Sevişmek mastarının gül pembe noktasıdır. Bir sırdır ki söylenir ağza,kulak yerine. Bir arı vızıltısındaki sonsuz bir andır. Çiçek tadında bir kavuşmadır. Kalbe nefes vermektir ve ruhu tatmaktır dudakların ucundan biraz.(Cyrano de Bergerac)

Elephant Man-Fil Adam

7/6/2009
Kategori: sinema



I am not an animal, I am not an animal;I am a human,I am a man” diye haykırıyordu Fil adam insanların hayret,nefret ve korku dolu suratlarına karşı.Yorgunluk hayatın ta kendisi olduğunda bağırışlar kulaklardan çok yüreklere hükmeder.İnsanlık aciz kulllarda hep bir daha fazla anlam kazanır.Sahipsizliğe rağmen halen bir ahlak ve gurur savaşı var ise anlatabilme derdine sahip çıkılır.Fil adamların yüreğiyle aynalara cesaretle bakılmaya başlanır.

            Bir insanın şeref ve haysiyetine katkı sunan kimi davranışları olur.Bir çocuğa masal anlatmak,birine yardım etmek,keyifli sohbetlerde bulunmak gibi hepimizin tanıdık olduğu davranışlar hayatı süsler,ondan zevk almamızı sağlar; bunun yanında sıradanlığı aşıp başkalarını imrendirecek,bir değer oluşturup duygu ve düşüncelerimizin o ana kadarki sabitliğini aşındıran sanatçı yaratımları da vardır.Birden karşımıza çıkınca tökezlediğimiz ama anladıkça,hissettikçe,düşündükçe baş ucumuzda,beynimizde beslediğimiz güzel eserler ve sahipleri; hayatın daha parlak ve cezbedilebilir kısmına denk gelen taraflarıdır.David Lynch böyle değerleri kendi altyapısına çok önceden yedirdiği için onunla daha sonraki karşılaşmalarda herhangi bir anlamamazlık ve anlayışsızlık göstermek eski defterleri karıştırınca giderilebilir. “Fil adam” eski defterlerinin en tozlu yani en kutsal olanıdır.Lynch’in sürrealist bünyesinin çok ama çok küçük kısmının ışıltılarını bulabileceğimiz bu filmi onun tepetaklak konu anlatma anlayışının yanından geçmese de siyah beyaz görüntülere tamı tamına işleyen hikayesi sinemaya hakkını verir.Şeref ve haysiyetiyle çoğu insanın namusunu kurtarır.

            Filler altında ezilen bir kadıncağız ve bu acının malesef çok kötü bir şekilde vücut bulduğu John Merrick(John Hurt) yani fil adam hikayenin kahramanıdır;kahramandır.Vücudunun yüzde doksanı tümörlerle ve deformasyonlarla kaplı,sağ eli sakat,sırt üstü yatamayan bir insandır fil adam.Fil adamla tanışmamız biraz gecikir filmde.Fil adam bir merak konusudur seyirciler için.Ucubelerin teşhir edildiği bir mekanda Anthony Hopkins(Doktor Frederic Trevves)’in gergin ve meraklı surat ifadesi bize eşlik eden ilk ruh halidir filmde.Ucubeleri gördükçe kendinden geçen,gülen,ağlayan insanlar etrafta dolanmaktadır.Bir perde arkasında gizlenen fil adam ise en çok merak edilendir.Bir canavar olduğundan bahsedilmektedir,başkalarına acımasız sahibi tarafından gösterilmesi yasaklanmıştır..Doktor bir çocuğun yardımıyla bir kaç gün sonra fil adamı görme şansı yakalar.Doktor türlü türlü zor ameliyatlarda bulunmuş olmasına rağmen bu ilk karşılaşmada hayretler içerisinde kalır.Bir hayvana komutlar verir gibi yönlendirilen fil adam doktoru şaşkınlık içerisinde bırakır,onu ağlatır.Seyirci de bu şaşkınlıktan nasibini almıştır.Çünkü böyle bir yaratıkla daha önce kimse karşılaşmamıştır ve bu farklılık filmde gelişen tüm olayların ana konusudur.

            Fil adam daha sonraları doktor tarafından hastahanede korunma altına alınır.Başka doktorların önüne değişik bir örnek olarak sunulur.Ünü yayılır,gazetelerde yer almaya başlar,burjuvazi onunla tanışmak için hastaneye gelmeye başlar.Bu olaylar zincirinde fil adamı daha yakından tanımaya başlarız.Değişik duygular içerisine gireriz.Çünkü Hem fil adamın içinde bulunduğu durum hem de insanların ona olan yaklaşımı güzel tespitler için beyinlerimize ve yüreklerimize sorular sormaya başlar.Fil adama doktor ve yüksek sosyete tarafından gösterilen sevginin nedeni ilk başta kafamızı kurcalayandır.Lynch mesafeli yaklaşımını çok güzel göstermiştir.Doktorun gece kendi kendisini fil adamı vahşice pazarlayan sahibiyle karşılaştırması filmin önemli sahnelerinden biridir.Bir insanın zayıflığı üzerinden kazanç sağlıyor muyum yoksa sağlamıyor muyum? Bir tarafta alt sınıfın eğitimsiz, kaba mensubu diğer tarafta ise eğitimli,statü sahibi bir doktor;ama vicdana seslenen derin bir soru.Bu sezgiyi ve sorguyuı paylaşan baş hemşire de aynı suali doktorun suratına vurur ve içindeki çelişkiyi belirtir.Fil adam ise mutludur;çünkü ömründe görmediği davranışları,iyiliği ve nezaketi bulmuştur.Başka insanlar kendileriyle çelişirken o mutluluk konusunda en az çektiği acılar kadar dürüsttür.Doktorun evinde doktorun eşiyle olan diyaloğu çok sarsıcıdır. “Ben annem için bir düş kırıklığıyım,ama belki beni bu güzel arkadaşlarımla görseydi beni bu halimle severdi.İyi olmayı çok denedim.”diye konuşur.Fil adamın içinde bulunduğu duruma rağmen bu kadar alçakgönüllü konuşması duygusallığın doruk noktasıdır.Hiç bir zaman için acıma dilemeyen bu düşkün insan sadece dürüst ve gururludur.Doktora “ Acaba beni iyilieştirebilir misiniz?” diye sorduğunda aldığı “hayır” cevabına rağmen dik duruşu hayatta kanaat getirebileceği normal bir acıdır belki de.

Fil adamın hayatındaki bu kısa ama güzel mutluluk anları çoğu zaman kesintiye uğrar.İnsanların farklı olana yaklaşımı neden acımasızlıktır?Kendisinden daha güçsüz ve farklı olanı sömürmenin kolaylığı bayağı bir insanın mutluluk ve eğlence kaynağıdır.Fil adam çuvaldan maskesiyle aksak aksak dolaşırken insanların ona bakışı toplum üzerinde bazı genel kanılara varmamıza da yardımcı olur.Toplum farklıyı va ya yeniyi hep düşmanca görür.Farklıyı kabullenmek korkuyu da beraberinde getirir,farklının mevcut yapıyı bozabileceği,ona zarar verebileceği korkusu şiddet gibi kolay bir yoldan rahatlıkla çözülebilir.Farklının yanlışlıka yaptığı herhangi küçük bir hata(fil adamın kaçarken küçük kıza çarpıp onu düşürmesi) abartılıp onu sindirmek için çok güzel bir nedene dönüştürülebilir.Filmde çocukların aldığı rol de hep bu aşağılanmayı destekleyen yöndedir.Çocukluğun cahilliğiyle büyüklerin zevklerine hizmet kolaylaşır.Çünkü çocuk büyüğe inanır ve çocukların biriyle alay etmesi büyükleri kışkırtır.

            Fil adamın  yaşam direncinde incilin payı da büyüktür.İncilden bölümler okuyarak ve ezberleyerek ruhunu sağlam tutmuştur.Yalnız ve sahipsiz bir insanın sığınabileceği en uygun yerlerden biridir din.Mrs.Kendal(Anne Bancroft)’ın tiyatro kitapları da onun duygusal dünyasına uygun gelir.Penceresinden sadece kulelerin tepesini gördüğü katedralin tümünü kendi hayal gücüne göre maketle inşa eder fil adam. Reşat Nuri Güntekin’in Miskinler Tekkesi’nin ilk cümlesi dökülür sanki ağzından:“Şimdi olduğu gibi çocukken de pek canımın kıymetini bilirdim”.Artık hayat son noktayı koymaya yaklaşmıştır daha doğrusu fil adam son noktayı koyacaktır.Ölümüne en büyük değeri katacaktır,insan gibi ölecektir.Sırt üstü yatacağı zaman öleceğini bilen fil adam duvarda mışıl mışıl uyuyan çocuğun resmine bakarak uyumaya ilk defa insan gibi uyumaya insan gibi ölmeye adımını atmıştır.Kıymetini bilmiş ve bulmuştur hayatın.Rüyalarında ise güzeller güzeli annesi “hiç bir şey ölmez” diye ona bu dünyanın en güzel ninnisini söylemektedir şimdi.

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »